Evinizdeki Zaman Yiyen Canavar

tv-monster-hiBir okurum televizyonun hiç mi yararı yok diye sormuş? Tartışmanın başlangıç noktasındaki notumu paylaşmak istiyorum. Türkiye’de ortalama günlük 3 saat televizyon izleniyor. Ortalama Türk insanı minimum 6 saat uyuyor. 24 saatten 6 saati çıkarırsak 18 saat kalır. Demek ki, bir Türk uyanık olduğu zamanın altıda birini televizyon izleyerek geçiriyor. Diğer bir deyişle haftada en az bir gününü televizyon izleyerek geçiriyor. Altı ayın bir ayı televizyon karşısında kül olup gidiyor. Yılın iki ayı da yine televizyon karşısında kayboluyor. 12 yılın 2 yılı ise televizyon izlerken buhar olup gidiyor. Yaşamımızdan sadece televizyonu çıkarırsak birçok başka şey için ne kadar fazla zaman kaldığına inanamazsınız.

Televizyon yapımcıları, kanal müdürleri bana kızsa da zamanımızı kullanmakla ilgili yukarıdaki gerçeği değiştirebilmek mümkün değildir.

Şimdi okurumun sorusunu genişleterek soralım. Televizyondan belgeseller de izliyoruz. Aile programları da izliyoruz. Dini programlar da izliyoruz. Haber de alıyoruz. Ahlaki çizgi de yayın yapmayı ilke edinmiş kanallarımız da var. Yani televizyonu kökten reddetmek yerine, televizyonun iyi unsurlarından yararlansak daha iyi olmaz mı? Olur da, olamıyor.

Neden olamıyor? Çünkü televizyonun genel yapısı buna izin vermiyor. Birincisi, biz televizyonu kontrol etmiyoruz; televizyon bizi kontrol ediyor. Elimizde kumanda kanal kanal gezerken gördüğümüz birçok vasat ve vasat altı program ilgimizi çekiyor. Kapatmamız gereken saat geldiği halde televizyonu kapatamıyoruz. Bir video film izleseniz, film bitince kalkıp istediğinizi yapabilirsiniz. Ama televizyondan film izlerseniz hemen arkasından yayımlanacak programların reklamları sizi kandırır ve televizyonu kapatamazsınız. Bu arada hiç de ihtiyacınız olmayan bir sürü reklamı da seyredersiniz.

Haber bültenleri de daha da korkunç. Haber bültenleri Mobese kameralarında yakalanan bir kaza görüntüsü, defalarca arka arkaya yayımlanır. Siyasetçilerimiz sürekli kavga eden, hakaret eden, azarlayan bir üslupla konuşuyorlar. Eğer her sabah haber bültenini izlerseniz fark etmeden tüm şevkinizi ve enerjinizi kaybedersiniz. Akşam izlersen de kabus ön hazırlığı gibi.

Diziler daha da şok edici. Geçen gün bir misafirlikte ilkeli yayın yapan bir kanalımızın favori dizisi Beşinci Boyut’a denk geldim. Dizi bölümünde kimsesiz beş yaşında bir çocuk, varlıklı bir ailenin korumasına girer. Çocuk şeytandır ve ailede fitne ve fesat çıkarır. Bölümün mesajı, fitne, fesat, haset ve kıskançlıktan uzak durmanın önemidir. Bu arada bölüm bize, 5 yaşındaki bir çocuğun şeytan olabileceğini de öğretir. Çevredeki tüm beş yaşındaki çocuklara bakıyorum, artık şeytan mı bunlar diye! (Bu olağan üstü mesajı televizyon izleyen tüm ailemize veren senariste “yılın senaristi ödülü”nü vermek istiyorum.)

Belgesellere gelince, belgesellerin de bir kısmı bilimsel bir yapım olmaktan ziyade siyasi yapımlardır. Belirli bir görüşün propagandasını yapan sayısız belgesel var. Bir de işe yaramaz belgeseller var. Bir belgesel de, Hz. İsa’ya ait olduğu iddia edilen bir kumaş parçasının ona ait olup olmadığı araştırılıyordu. Kurgusu merak uyandıran belgeselde uzun dedektiflik araştırmalarından sonra olmadığına karar verildi. İyi de o kumaş parçası, Hz. İsa’ya ait çıksaydı ne olacaktı. Ne yapayım ben böyle belgeseli?

Televizyonlar kendilerini reklam geliriyle finanse ediyorlar, rating (izlenme oranı) gerek. Yayın politikaları bunlara göre şekilleniyor. Diğer bir ifadeyle izleyiciye katkı değil, onu ekrana bağlamak esas. Onun için ben kitap, gazete ve dergi okuyorum, internete giriyorum, çok daha sağlıklı. Zaten ömrümüz geçip gidiyor. Yapmamız gereken şeylerin yarısını bile yetiştiremezken günde 3 saat hangi hakla televizyon izliyoruz?

 

 

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir