Bizi Kendimizden Alan ve Kendimizi Vermeye Hazır Olduğumuz O An

motiveİnsanı gerçekte ne motive eder, gerçekte ne iyi hissettirir? Para, güç, mal varlığı, sevgi, şan, şöhret… Bunlardan hiçbiri. Kanada Müslümanları ve Musevileri Derneği Eş Başkanı değerli dostum Shahid Akhtar ile yaptığımız bir iftar sohbetinde bu sorunun cevabını buldum.

“İnsan kendine değer verildiğini hissettiği an, o anda iyilik ve güzellikle her şeyi yapmaya hazır hale gelir.”

Anne-babaların çoğu, çocuklarının iyiliği için sürekli olarak onların daha çok ders çalışmasını söyler. Beğenmedikleri yanlarının altını çizerler. Arkadaşlarıyla ilişkileri veya okul yaşantılarıyla ilgili bitmeyen eleştirilerde bulunurlar. Bu eleştiriler gıda tüketimlerinden giyim kuşamlarına veya hijyen alışkanlıklarına kadar çeşitlilik gösterebilir. Anne-baba kendince bütün bunları söylerken kendilerince son derece haklıdır, ama tüm bu eleştiriler çocuğa kendini berbat hissettirir. Kendisine değer verildiğini düşünmek bir kenara, kendini değersiz bir çöp gibi hisseder.

Okul sisteminin ve okuldaki öğretmenlerin bir kısmının da öğrenciler karşısındaki tutumu da öğrenciye kendini değersiz hissettirmekten başka bir şey yapmaz. Söz hakkı tanınmaması, öğrencinin her fırsatta fırçalanması ve aşağılanması, öğrenciyi ders çalışma ya da okula uyum konusunda motive etmez, tam aksine tüm motivasyonunu kırar.

Bir öğrenciyi ya da çocuğu motive etmek, güzellikle iyi yönde harekete geçmesi için bir kere güzel bir söz söylemek ve takdir etmek yetmez. Dolayısıyla anne-baba ya da öğretmenlerin “Motive edici sözlerimiz de bir işe yaramadı” teorisi doğru değildir. Bir damla suyla insanın susuzluğu geçmez. Aşırı eleştiri altında kalmış birini, ağır hasta olarak düşünebiliriz. Böyle birini iyileştirmek için dinlendirir ve kendisi ayağa kalkıncaya kadar ilaçla ve uygun yemeklerle tedavi ederiz. Çocukların ve öğrencilerin de aynı şekilde, bir şeyler yapabilir bir noktaya gelebilmesi de düzenli ve kesintisiz bir şekilde motive edilmelerine bağlıdır.

Bugün anne-babaların birçoğu, çocuklarının bilgisayar ve oyun bağımlılığından nefret eder. Halbuki çocuk bilgisayar oyunlarında kendini var etmekte, savaşlar kazanmakta, oyun karnelerine göre seviyeler atlamakta ve takdiri hak etmektedir. Oyun sistemi kendi içinde çocuğu takdir etse bile, çocuğun ana performans alanı haline gelmiş olan bu saha anne-baba ya da öğretmenler tarafından sadece aşağılanmaktadır. Hatta bu alana getirilmeye çalışılan yasaklarla çocuğun elinde kendini ifade edebildiği, kendini gerçekleştirilebildiği tek saha elinden alınmaktadır. Çocuk oyun sahası başta olmak üzere, yaptığı her şeyde değer verildiğini hissetse iyilik ve güzellikle başka alanlarda da yönlendirilmeye açık hale gelecektir. Ne var ki, kendi için en önemli alanda takdir görmek bir yana, bu alanın ne olduğu dahi anne-baba ya da öğretmenler tarafından anlaşılmamaktadır. (Bir kez olsun çocuğunuzla oturup bilgisayar oyunu oynayın ya da onu izleyin ve takdir edin.)

Kulağımızda ve kalbimizde kalması için tekrarlıyayım. “İnsan kendine değer verildiğini hissettiği an, o anda iyilik ve güzellikle her şeyi yapmaya hazır hale gelir.” Bu ifade yetişkinler, iş hayatı, komşuluk ilişkileri, aile ve akrabalık ilişkileri ve hatta politikacılar için de geçerlidir. Rayından çıkmış politikacılar, tarih boyunca dünyada o kadar ağır ve sistematik eleştiriler altında kalmıştır ki, kendilerini toparlayıp doğru yola girememişlerdir. Tutunabildikleri hiç dal kalmayınca, psikolojik olarak ayakta durabilmek için onları pohpohlayanların ve kendilerine söyledikleri yalanların esiri olmuşlardır.  Onun için hem kendimizin hem de çevremizdekilerin insan olduğunu hatırlayalım. Bugün liderliğin yeni tanımı, insanlara değerli olduklarını hissettirerek iyiliğe motive etmek olmuştur. Her daim sizin çevrenizdekileri takdir etmeniz ve çevrenizde sizi ve yaptıklarınızı takdir eden insanlar olması dileğiyle.

 

Share Button

One comment on “Bizi Kendimizden Alan ve Kendimizi Vermeye Hazır Olduğumuz O An

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir