Spor Salonuna Gitmenin Püf Noktaları

spor salonu

İnsanın bedeninin eğitilmesi Antik Yunan’da en az zihinsel eğitim kadar önemliydi. Yüzyıllar boyu gerek sportif yarışlara hazırlık gerekse askeri eğitim amacıyla spor salonları kullanıldı. Yine de spor salonlarının toplumla buluşmasının tarihi 150 yılı geçmez. İnsanların çok spor yapmaya da ihtiyacı yoktu eskiden. Otomobil ve trenin olmadığı 1850’lerin öncesinde (Tren 1830’larda icat edildiyse de yaygın değildi) insanlar ulaşım için ya yürüyecekler ya ata bineceklerdi. Çamaşır yıkamak için çamaşırhaneye, çeşme başına ya da su kıyısına gideceklerdi. Isınmak için odun toplayacak ve şömine ya da soba yakmak için epeyce uğraşacaklardı. 1850’den önce herkes günlük yaşamının içinde farkında olmadan bolca egzersiz yapıyordu. Teknoloji ilerledikçe bedensel hareketlerimiz azaldı ve kilo almaya başladık ve sağlık sorunları baş göstermeye başladı.

1930’ların başından beri tüm dünyada, okullarda, üniversitelerde, belediyelerin, derneklerin, özel kurumlarında sunduğu spor salonları var. Profesyonel sporcular için değil, sıradan vatandaşlar için bu spor salonları. Ne var ki, toplumsal düzenin içinde doğal bir şekilde olmayan her olgu bir adaptasyon sorunu getiriyor. Bildiğim kadarıyla spor salonları, salonu kullanan değil, kullanmayan üyelerinden para kazanıyor. Spor salonu üyelikleri konusunda yapılan araştırmalar, üyelerin ortalama ayda 4 kez gittiği yönünde. Bir süre sonrada hiç gitmez oluyorlar. Spor salonuna gitmemenin birkaç nedeni var. Birincisi özellikle makinelerde tek başınıza yaptığınız çalışma sıkıcı. 15 dakika bir yürüme bandında yürüyüp hiçbir yere varamamak, sanırım kimseye (başta vücudumuza) akla yatkın gelmiyor. İkincisi sanırım birçok kişi tembel ya da daha kibarca üşengeç. Üşengeçliğin de iki boyutu var. Birincisi spor salonuna malzemelerimizi alıp gidemiyoruz. Gitmek, soyunmak giyinmek zor geliyor. İkincisi de spor yapmak yorucu, her ne kadar bazıları sağlık için, birçokları kilo vermek, bir kısmı da vücut çalışmak için spor salonuna yazılsa da tembelliklerinde spor salonuna varamıyor varsa da kas ağrıları bir süre sonra sporu bıraktırıyor.

Benim kişisel tecrübemde spor salonlarında makinelerle boğuşmak yerine, sınıf derslerine girmek en iyisi. Sınıf dersiyle bir tür randevunuz oluyor. Bu ders spinning (bisiklet), pilates, bireysel savunma, tai chi ya da başka bir şey olabilir. Bu dersi ajandanıza yazdınız mı, spor salonuna gitmek için iyi bir nedeniniz oluyor. Hocanın kumandasında bir saat kadar da spor yapacağınız garanti. Ders haftada üç kereyse, üç saat sporu garanti etmiş oluyorsunuz. Kişisel olarak spor salonlarına gitmeyi düşünen tüm yakınlarıma ders sınıfları çok olan salonları öneriyorum.

Spor salonlarında bir de sosyalleşme sorunu var. İnsanlar arkadaşlarıyla bile kaydolsalar, bir süre sonra yalnız gelip gitmeye başlıyorlar. Spor salonlarında insanlar tanışmayı ve sohbet etmeyi pek başaramıyorlar. İki erkek yan yana durmadan koşu bandında koşuyorlar ama hiç konuşmuyorlar.  Tanışmak aslında oldukça basit. Kendi ismini söylemek, karşınızdakinin ismini, uğraşını, neden spor salonuna geldiğini, dışarıda spor yapıp yapmadığını sormak hızlıca bir sohbet başlatabilir. Elbette amacın spor yapmak olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir de herkesin kondisyonu hem spor yapmaya hem de konuşmaya müsait olmayabilir. Dolayısıyla sosyalleşmeyi de biraz sınırlı tutmak yerinde olabilir. Son zamanlarda Amerika’da bazı kulüpler üyelerini sosyal medyada da bir araya getiriyor ve birbirleriyle dost olmalarını sağlıyorlar.

Not: Benim spor yapıp yapmadığımı da merak edebilirsiniz. Ben şu anda Kanada ve İstanbul’da birer spor salonuna üyeyim, haftada üç dört gün sabahları bisiklete biniyorum. Okurların birçoğu halı saha maçını da spor olarak düşünebilir. Hala saha maçlarının kaza ve yaralanmalara çok açık olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Share Button

2 comments on “Spor Salonuna Gitmenin Püf Noktaları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir