Kentli misiniz yoksa köylü mü?
Melih Arat
Yakınlarım hasta olunca diyorum ki: "Nasıl hasta olursunuz? Hep aynı şehirde yaşıyorsunuz!" Uzun süre haftanın yarısında İstanbul'da, diğer yarısında İzmir'de yaşadım ve bir rutinim vardı.
Bugün bu rutin çoktan kırıldı, hayatımın çoğu şehir dışında ya da yurtdışında geçiyor. İki şehirde yaşadığım dönemde insanlar hayret ederlerdi: "Nasıl yapıyorsunuz? Yorulmuyor musunuz?" Ben de derdim ki: "Her şehir aslında bir tür yarı açık cezaevidir. Benim cezaevim sizinkinden daha büyük." Gerçekten şehirler insanlara bir seçenek seti sunarlar. İstanbul'da ya da New York'ta yaşıyorsanız bu seçenek seti kültürel ve ticari anlamda çok büyük bir yelpaze sunar. Ama diğer taraftan da her şehrin kendine özgü bir seçenek seti vardır. Örneğin İstanbul'da bir Filistin lokantası varken İzmir'de bir Filistin lokantası yoktur. Ama İzmir merkeze 20 km mesafedeki Çiçekliköy de İstanbul'da yoktur. Kahramanmaraş'taki Kapalı Çarşı da İzmir'de yoktur. Örneklerle, sözü uzatmayayım, her şehrin kendine özgü seçenekleri ve güzellikleri vardır. Bir insanı kentli yapan şey, evde-işyerinde değil, kentte geçirdiği süredir. Eğer kente çıkmıyorsanız, kentin kendine has seçeneklerini tüketmiyorsanız kentli değilsinizdir. Ancak hayatının ortalama 300 gününü aynı kent sınırları içinde geçiren bir kişinin benim gibi hayatı yolculukla geçen birine göre birçok avantajı vardır. Ne avantajı vardır? Kentte bir kursa gidebilir. Kentte düzenli olarak tiyatroya ya da herhangi bir sanat etkinliğine gidebilir. Haftanın belirli gün ve saatlerini kentin güzel bir yerlerini gezmek için ayırabilir.
Televizyonun dışında kalan dünya harika bir yer. Kentin içine kente yakın yerler de dahildir. Geçtiğimiz pazar günü Abant Gölü'nün kenarında bir otelde etkili iletişim semineri verdikten sonra gölün çevresinde biraz gezip 17 km uzaktaki Mudurnu'ya devam ettik. Mudurnu'ya ilk kez gidiyorduk ve son derece şaşırdık. Türkiye'de görebileceğiniz en orijinal müze şehirlerden biri. Beypazarı kadar turistik olmamış; ancak fevkalade güzel ve tarihî evler, konaklarla dolu.
Kentte birisi her hafta en az bir etkinliğe ya da kursa gitmiyorsa açıkçası bana köyde yaşıyormuş gibi geliyor. Köyde imkân olmadığı için insanlar bir kursa ya da etkinliğe katılamıyorlar. Kentte eğer insan bir etkinliğe gidemiyorsa bu, kişinin kentli olamadığını gösterir. Yarı açık cezaevi benzetmesi, kapalı cezaevine dönüşür. Çünkü kapalı cezaevlerindeki etkinlikler daha kısıtlıdır. Gerçi bu iddia da sorgulanabilir. Bakırköy Kadın Cezaevi'ne bir konuşma yapmak için gittiğimde şoke olmuştum. Cezaevinde ebru, bilgisayar, İngilizce ve daha birçok kurs düzenleniyordu. Özgürlüğün kıymetini en çok ona sahip olmayanlar biliyor. Cezaevindeki mahkûmlar, benden ve asistanımdan Atlas, National Geographic gibi dergiler istediler. Dışarı çıkamadıkları için en azından resimlerine bakmak istiyorlardı.
İnsanın ruhu keşfetmeye bu kadar açken, onu televizyonlu bir odaya hapsetmek, çocuklarımızı da televizyon bağımlısı olarak yetiştirmek ne korkunç bir şey. Bir de uyku meselesi var. Birçok insanın özgür olduğu günler hafta sonu olduğu halde, insanlar bugünü geç saatlere kadar uyumak için kullanıyorlar. Hafta sonu geç saatlere kadar uyumak, özgür olduğunuz tek günde sistemi kapalı tutmak anlamına geliyor. |