Şapşal Koca

Abhaz-Masallari-resim-10

Yıllardan beri düzenlediğim kurslarda her dersin başında insanlara geçen hafta ne öğrendiniz diye sorarım. Bazen bir filmden, bazen bir kitaptan bazen de gittikleri bir yerden söz ederler. 25 kişilik bir sınıfta 25 kişinin taze deneyimi buluşur sınıfta. Bu paylaşımı, benim vereceğim dersten daha önemli bulurum; çünkü hepimiz birbirimizden bir şey öğreniriz. Türkiye’nin siyasi olarak son derece gerilimli ve sıkıntılı bir tablo çizdiği bu günlerde, okuyan, öğrenen, kendi yaşamına yeni bir şey katan her insanı ayrıca takdir ediyorum.

Bu hafta kıdemli öğrenme ortağım Mevlüt Aksan’ın vesilesiyle Mahinur Tuna ile tanıştım. Kendisi Abhaz kökenli olan Mahinur Hanım, 1950 doğumlu olmasına rağmen halen doktora yapıyor ve Abhaz kültürünün yaşatılması ve tanıtılması konusunda birçok sivil toplum faaliyetinde bulunuyor. Koro çalışmaları, konuşma organizasyonları, koro ve konser organizasyonları yapıyor.   Türkiye’nin bir kasırga gibi her şeyi yerle bir eden gündemine rağmen edebiyatla, sanatla, kültürle uğraşına hiç ara vermeyen bir insanla tanışmak bana yeniden yaşama sevinci verdi.

Abhazya’da sadece 100 bin Abhaz olmasınra rağmen büyük sanatçılar yetiştirmişler. Örneğin Soçi Olimpiyatları’nın kapanış konserini Abhaz opera sanatçısı Hibla Gerzmava vermiş. Ünlü klasik müzik org sanatçısı Luka Gadeliya da 3 Mayıs 2016 tarihinde Beyoğlu’nda Sent Antuan Kilisesi’nde bir konser verecekmiş. Bu konser de yine Mahinur hanımın ekibinde yer aldığı bir sivil toplum kuruluşu tarafından düzenleniyor ve biletleri biletix’te satılıyor.

Mahinur Hanım ile bir kahvede buluştuğumuzda bana kitaplarından örnekler de getirdi. Bunlardan bir tanesi Abhaz kökenli ilk Türk kadın ressam Mihri Rasim Açba’nın biyografisiydi. Mihri Rasim Hanım’ın Thomas Alva Edison ve Theodore Roosevelt gibi dünya çapında şahsiyetlerle çalışarak onların portrelerini yapmış olduğunu öğrenmek beni oldukça şaşırttı. Kitaplarından benim en çok ilgimi çeken Sergey Zuhba tarafından derlenen ve Mahinur Hanım tarafından çevrilen Abhaz Masalları oldu. Bu kitaptan hoşuma giden bir masalı paylaşmak istiyorum.

 

Bir gün bir karı koca sıkılıyorlarmış. Kadın “Şimdi önce kim konuşacak oyunu oynayalım” demiş. İlk konuşan cezalı olacak ev akşamüstü buzağıları otlakta o getirecekmiş. Karısı komşulara gitmiş, adamsa nasıl olsa konuşamayacak diye evde oturmuş. Bir süre sonra avluya iki atlı gelmiş. Adam dışarı çıkmış. Atlılar selam vermiş. Bizim adam selamı almayıp boş bakınca, atlılar adama kızıp iki kırbaç indirmişler. Adam yine hiçbir soruya cevap vermeyince  atlının biri inip adamın bıyığının yarısını kesmiş. Yine ses çıkmayınca diğer atlı da inip adamın bir kulağını kesmiş. Ardından atlılar adamın kan revan içinde bırakıp gitmişler. Karısı gelmiş, kocasının perişan halini görünce “Ne oldu sana” demiş. Şapşal adam, kahkaha atarak “Kaybettin, git buzağıları getir demiş.”

 

Hepinize güzel bir pazartesi, öğrenmeyle, kültür ve sanat ile geçen, kültür üreten, kültürle yaşayan insanlarla paylaştığınız sizin de onlara katkıda bulunduğunuz bir yaşam diliyorum.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir