Neden bu kadar korkuyoruz?

fearKanada’da Waterloo şehrinde değerli dostum Engin Sezen ile, Perşembe günü sabah erken saatte bir kitap kulübüne katıldık. Kulüp üyeleri İkinci Dünya Savaşı sırasında idam edilen ünlü bir Alman papazın (Dietrich Bonhoeffer) hayat öyküsünü içeren bir kitabı inceliyorlardı. İyi Hristiyanların nasıl olup da Hitler’e karşı çıkmadığı tartışılmaya başlandı. Konuşma sırası bana gelince, Harvard Üniversitesi’nin ünlü hocası Barbara Kellerman’a göre İkinci Dünya Savaşı sırasında olanların Hitler’in değil, ona mani olmayan Alman toplumunun suçu olduğunu söyledim. Kellerman’ın kitabına göre, liderden önemli olan, lideri takip edenler.

Bir lideri takip edenler temelde beş temel gruba ayrılıyor: 1. Grup: Kendini izole edip hiçbir şeyle ilgilenmeyenler. 2.Grup: Her şeyi (her türlü olumsuzluğu gördükleri halde) sesini çıkarmayanlar. 3.Grup: Sorgulayarak mantıkla takip edenler ya da sorgulayarak mantıkla lidere karşı çıkanlar. 4.Grup: Liderleri için sorgusuz sualsiz tam destekle eylem yapanlar. 5. Liderleri için sorgusuz sualsiz ölmeye hazır olanlar. 2.Grup’ta yer alan, her türlü olumsuzluğu gördüğü halde ses çıkarmayan Alman toplumunun geniş bir kesimi yüzünden Hitler güçlendi, büyüdü ve İkinci Dünya Savaşı’nda dünyayı bir kıyamet alanına çevirdi. Peki, neden Almanlar, Hitler’e karşı çıkmadılar? Cevabı basit. Korkuyorlardı da ondan.

Kitap kulübünde büyük şehir insanlarının yardım etmekten kaçındığı, taşra insanlarının ise yardım etmeye daha açık olduğu konusunda ortak bir görüş belirdi. Ben dahil birçok kitap kulübü üyesi, arabayla yolda kalma öyküleri anlatmaya başladı. Ortak kanı, kırsal kesimde arabası bozulanlara ya da sorun yaşayanlara köylülerin yardım ettiği yönündeydi. Ama Toronto, New York gibi metropollerde arabası bozulmuş birine yardım etmeyi bırakın, yerde yaralı yatan birine çevredeki insanlar başlarına bir bela gelir diye telefonla yardım hattını bile aramayabiliyor.

Birey kelimesi (individual), bölünemeyen en küçük parça anlamına geliyor. Toplumu bir bütün kabul edersek, nüfusun büyük olduğu yerlerde, birey daha küçük ve güçsüzdür. Nüfusun küçük olduğu yerlerde ise (taşra) birey, şehirlere kıyasla daha büyük bir ağırlığa sahiptir. Nüfusun küçük olduğu yerlerde, insanlar sorumluluk almak ve yardımlaşmak zorundadır. Küçük bölgelerin doğasında bu vardır. Taşranın kendine has zorluklarına karşı, bir gün kendileri de yardıma muhtaç olabileceklerinden, başkası zorluk yaşadığında empati kurarlar ve yardım ederler. Büyük şehirlerde aynı empati tersine çalışır. Başkalarının başına gelen belalara ilişkin medyadan edilen bilgi, kalbimizi korkuyla kaplar ve zor durumda olan birini gördüğümüzde bizim de başımız belaya girebilir diye yardım etmek yerine uzak durmayı tercih ederiz.

Almanya’da, Amerika’da ya da Türkiye’de insanlar yanlışlara ve haksızlıklara ses çıkarmıyorlarsa nedeni korkmalarıdır. Korkunun insan davranışı şekillendirdiğini bilen Hitler gibi liderler, toplumun içine korku ekerek toplumlarını yönetirler. Korku hem kitleleri hem kitleyi oluşturan bireyi zayıf düşürür ve lider tarafından kolayca güdülmelerine imkan verir. Modern toplumlarda bireyin istikrarını bozabilecek her şey korku verir.

Aynı zamanda kaos ve korku, o toplumu güçlü bir lidere muhtaç kılar. Korkuyu sadece bilgi ortadan kaldırır. Karanlıkta bilgisiz kaldığımız için korkarız. Gün ışığında korkacak bir şey kalmaz. Onun için ışığınız bol olsun.

 

 

Share Button

2 comments on “Neden bu kadar korkuyoruz?

  1. Melih bey sizle gercekten sohbet .
    muhabbet etmek istiyorum .
    Gerçekten mümkün olduğunu biliyorum ama sizde çok yoğunsunuz,malatyada yaşıyorum kayısı şehrine programınız varmı .

    • Yakın zamanda görünmüyor.

      İstanubul’a yolunuz düşerse bir seminerime misafir olun lütfen.

      Çok sevgi ve selamlar,

      Melih Arat

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir