Kahramanmaraş

2002 yılından beri Kahramanmaraş’a değişik vesilelerle gidip geliyorum.

İlk kez Miraç Koç’un inisiyatifiyle Kişisel Gelişim ve Sinerji Derneği için bir konuşma yapmak için gitmiştim. Daha sonra Miraç Koç’un eşi Hülya Koç’un idealist çabalarıyla bu şehirde uzun süreli bir girişimcilik eğitimi projesine başladık. İki proje arasında duayen işadamı Hasan Balcı’nın hayat hikâyesini yazmak için de şehirde uzun süre kaldım. Hayatının önemli bir kısmını büyük şehirlerde geçiren benim gibi bir yazar için Kahramanmaraş’ta geçirdiğim süre, son derece öğretici oldu. İşte bu şehirle ilgili analizlerimin bir kısmı aşağıda. Sanırım bu analizlerin bir kısmı başka Anadolu şehirleri için de geçerli olabilir.

Kahramanmaraş’ın nüfusu önemli ölçüde Kahramanmaraşlılardan oluşuyor. Çok az göç alan bu şehirde deyim yerindeyse herkes Maraşlı. Kayseri gibi illerden gelen az sayıdaki Çerkez ya da geçmişten bağları olan Arnavut kökenliler de şehirle bütünleşerek Maraşlı olmuş durumdalar. Bu durumun iyi ve kötü yanları var. Herkesin Maraşlı olması iyi, ama aşırı homojen yapı, şehirdeki düşünce ve görüş çeşitliliğinin önüne geçmiş. Homojen düşünce yapısının içinde orijinallik yok. Komşu il Gaziantep çok daha fazla göç almış; ancak göç edenler şehrin kültürüne ayak uydurmakla birlikte, iş ve kültür hayatına renklerini vermeye devam etmişler. Kontrast olarak Gaziantep’teki çeşitlilik, şehrin ilerlemesine imkân veren bir üretkenliğe yol açmış.

Kahramanmaraş, bir turizm destinasyonu sayılmaz. Şehir ve ilçelerdeki oteller de bu tür bir turizm potansiyelini taşıyacak kapasitede değil. Ancak özellikle doğal güzellikler açısından eşsiz zenginliklere sahip Kahramanmaraş. Örneğin, Döngel mağaralarının bulunduğu köyün sunduğu manzara eşsiz. NTV Yayınları’ndan çıkmış olan 100 Doğa Harikası’nda Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesi yer aldığı halde, bu durumdan ne Göksunlular haberdar ne de birçok Maraşlı. Mavi yapraklı ağaçlardan tutun, doğal alabalık göllerine, Karadeniz’e özgü bir bitki örtüsüyle, Akdeniz yumuşaklığında bir havaya sahip olan Kahramanmaraş, bütün bu turizm özelliğini kullanamıyor. Kahramanmaraş’ın zenginlerinin milyon dolarlık bağ evleri bulunuyor. Ahır Dağı eteklerinde şato ya da saray standartlarında bine yakın bağ evi bulunuyor; ama bu dağda bir tane dahi tatil köyü, beş yıldızlı otel veya butik bir otel bulunmuyor. Şehir sıradan insanları ve zenginleriyle birlikte kendi halinde (yanına başka kimseyi almadan) takılmayı seviyor.

Orkide yumrusundan elde edilen salep katkılı eşsiz Kahramanmaraş dondurması ayrıca bir vaka. Kahramanmaraş İl Genel Meclisi’nde yaptığım bir sunumda Çin’de ve Amerika’da bile bir ‘dondurma festivali’ yapılırken Kahramanmaraş’ta bir dondurma festivali yapılmadığını söylediğimde neredeyse hiçbir tepki almadım. Kahramanmaraş’ın bir özelliği de kanıksamışlık. Şehrin kendine has uyumu, her türlü eksikliğin üstünü örtüyor. Şehri Kayseri’ye bağlayan yolun kaldırımı dahi yok. Ancak bu yoldan geçen Kahramanmaraşlılar, gözlerine mühür vurulmuş gibi bu eksikliği fark etmiyor. Zihinleri şimşek gibi çalışan, gözleri ışık dolu ekip arkadaşlarım Nurtaç Yelden ve Serpil Ata bile, bir süre Kahramanmaraş’ta kaldıktan sonra şehirdeki eksiklikleri kanıksadılar, tıpkı diğer Kahramanmaraşlılar gibi.

Kentleşmeyle birlikte Anadolu şehirlerinin kaybettiği şeylerden biri de ağalar… Ağa deyince negatif bir şey anlaşılmasın, şehre sahip çıkan, şehre liderlik yaparak, şehre vizyon veren ağalar yok artık. Biyografisini yazdığım rahmetli Hasan Balcı, şehre ağalık yapmıştı. Her şehre o şehri çekip sürükleyen, ona vizyon veren, ağalara/liderlere ihtiyaç var.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir